"İktidar ve Bakanlar Depremzedelere Verdikleri Sözü Tutmadı"- Yücel: " Krediyi Tunç Soyer Buldu Diye Onaylamamak İzmir’e Kötülüktür"  
06.09.2021
1023
Yazı Boyutu: A- A+

 

"HAK KAYBINA UĞRAMAYACAKSINIZ" SÖZÜ TUTULMADI.

DEPREMZEDELER ÜZERINDEN RANT SAĞLANIYOR

KREDIYI TUNÇ SOYER BULDU DIYE ONAYLAMAMAK İZMİR’E KÖTÜLÜKTÜR

Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, beraberinde CHP İzmir Milletvekilleri Ednan Arslan ve Kamil Okyay Sındır ile birlikte, İzmirli Depremzedelerin beklediği emsal artışı ve İzmir Büyükşehir Belediyesine Dünya Bankası tarafından verilecek olan 340 milyon dolarlık kredinin AKP iktidarı tarafından gündeme alınmayarak, hazine onayının bekletilmesiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

Düzenlenen toplantıda AKP iktidarına çağrıda bulunan Yücel " Devlet zor anında vatandaşının yanında olmak zorundadır. Bu, devletin asli görevidir. Kendi vatandaşına, hem de depremzedeye, kapalı kapılar ardında alınan kararlarla, dayatma yapan bir siyasi iktidar devleti yönetemez" dedi.

CHP İl Başkanı Deniz Yücel basın toplantısında yaptığı açıklama da, "Yapım işi birilerine ihale edildi. Hangi koşulda ihale edildiği belli değil! Bir tarafta depremzedelere boş senetler imzalatıldı. Depremzedelerin kaç para ödeyeceği 1 yıl geçmesine rağmen hala belli değil. Depremzedeler üzerinden birilerine rant sağlanıyor.  Buralar kimlere ihale edildi, kaç kişiden teklif alındı açıklarsanız o zaman iddiamızı geri alır sizden özür dileriz." sözlerine yer verdi. Yücel, açıklamalarında şu sözlere yer verdi;

 

117 canımızı kaybettiğimiz İzmir depreminin üzerinden yaklaşık 1 yıl geçti. O günden bugüne dek, gerek depremzedelerin barınma ihtiyaçlarının karşılanması için, gerek de depremde açılan yaraların sarılması için başta İzmir Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere yerel yönetimler, Bakanlık ve Afad bir çok çalışma yaptılar. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Ancak İzmir depreminde evleri yıkılan veya hasar alan binlerce İzmirli hemşehrimiz halen yaşanabilir standartlardaki yeni evlerine kavuşmak için mücadele veriyor. Mücadele veriyor diyoruz, Çünkü deprem sonrası iktidar ve bakanları tarafından kendilerine verilen “hiçbir depremzede vatandaşımız hak kaybına uğramayacak” sözleri şu ana kadar maalesef tutulmadı. Şunu da özellikle belirtmek isterim ki, CHP olarak depremden etkilenmiş ve evlerini kaybetmiş olan vatandaşlarımızın sorunlarını çözmek için yapılacak tüm çalışmaları siyaset üstü bir konu olarak görüyoruz. Bizim tek derdimiz, İzmirli depremzede vatandaşlarımızın hiçbir hak kaybına uğramadan, aileleri ile birlikte güvenle yaşayacakları evlerine kavuşmalarıdır.

BAYRAKLI’DAKİ ALANDA TÜM YETKİ İKTİDARDADIR

Bugün Bayraklı’da depremin en çok yıkıma ve hasara yol açtığı alanda devam eden ve depremde yıkılan evlerin, yerinde yapımıyla hak sahiplerine kazandırılmasını amaçlayan proje, maalesef büyük sorunlarla devam etmektedir. Bu sorunları çözmek elbette hem genel hem de yerel iktidarın sorumluluğundadır. Ancak bu alanda yapılan projede tüm yetki, tamamen genel iktidardadır. Bunca zamandır depremzede İzmirlilere verilen sözlerin başında gelen “Hiç kimse hak kaybı yaşamayacak” sözü, daha projenin başında tutulmamıştır. Yıkılan 8 katlı binaların yerine 5 katlı binalar yapılmakta ve metrekare olarak, hak sahiplerinin hakları çiğnenmektedir. Üstelik proje başlarken, hak sahiplerinin onayı alınmamış, plan ve projeler detaylarıyla depremzede vatandaşlarımızla paylaşılmamış, hatta uğrayacakları kayıpların nasıl tazmin edileceği bugüne kadar açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu konuya birazdan daha detaylı değineceğim. 

 

KREDİYİ TUNÇ SOYER BULDU DİYE ONAYLAMAMAK İZMİR’E KÖTÜLÜKTÜR

Depremzedeleri yakından ilgilendiren, bir süredir İzmir kamuoyunu meşgul eden ve adeta polemik konusu olan bir süreç var. İzmir Büyükşehir Belediye başkanımız Sn. Tunç Soyer’in depremzedelerin konut ihtiyaçlarının karşılanması için Dünya Bankasından bulduğu düşük faizli ve 20 yıl vadeli 340 milyon dolarlık kredi meselesi. 

Bu konu AKP yönetimi tarafından adeta siyasi malzeme ve çekişme konusu haline getirilerek bir çıkmaza sokuldu. Depremzedelerin en azından belli bir bölümünün konut ihtiyacının karşılanması için finansman sağlayacak böyle bir imkan varken, sırf krediyi İzmir Büyükşehir Belediyesi buldu diye konunun çözümsüz bir noktaya sürüklenmesi depremzedelere yapılan en büyük kötülüktür. Efendim kredi Cumhurbaşkanının önüne henüz gelmemişmiş, efendim böyle bir kredi yokmuş, efendim hazine garantisi olmadan alsınlarmış, falanmış filanmış. 

HÜKÜMETTEN SOMUT ADIM BEKLİYORUZ

Değerli basın mensupları burada bazı hususları açıklığa kavuşturmamız gerekiyor.  

1- Bu kredi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Tunç Soyer’in özel çabalarıyla bulunmuş ve yasal prosedür tamamlanabildiği takdirde Dünya Bankası tarafından kullandırılmaya hazır bir kredidir. 

2- Kredinin 2 koşulu var, birincisi bu kredi İzmir Depremi için İzmir’e verilecek, ikincisi kredinin kullandırılabilmesi için hazine garantisi isteniyor. 

3- Bu konuda çeşitli kişilerce çeşitli defalar bir takım açıklamalar yapıldı ve bir algı yaratılmaya çalışıldı. Bizi yaratılmaya çalışılan algı ilgilendirmiyor. Biz somut gerçekler üzerinden konuşuyoruz. Evet bir somut gerçek var, o da Bu kredinin kullanılması için merkezi hükümet bu güne kadar atması gereken adımları atmamıştır. 

Nedir bu somut adımlar,

Birincisi İller Bankasının bu kredinin alınabilmesi için hazineye başvurup garanti istemesi gerekiyor.

İkincisi de hazinenin bu krediyi yatırım programına aldırıp hazine garantisi vermesi ve bunun Dünya Bankasına bildirilmesi gerekiyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı bir kamu kuruluşu olan İller Bankası bir taraftan bu somut adımları atmayıp işi sürüncemede bırakıyor, bir taraftan da AKP’li yöneticiler İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinde olumsuz bir algı yaratmaya çalışıyorlar.  Neden? 

Çünkü krediyi bulan İzmir Büyükşehir Belediyesi. Krediyi bulan CHP’li bir belediye. Bu kredinin İzmir Büyükşehir Belediyesi aracılığıyla depremzedelere ulaştırılmasını; İzmir Büyükşehir Belediyesi adına bir başarı, kendileri adına ise bir başarısızlık olarak görüyorlar. Aynı, pandemi döneminde belediyelerin halka ücretsiz ekmek dağıtmalarını engelledikleri gibi, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için bağış toplamalarını engelledikleri gibi, aynı aşevlerini kapattıkları gibi...Bu tarz bir kredi AKP’li bir belediye tarafından bulunmuş olsaydı, yine bu şekilde mi davranırlardı, bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Ben buradan bir kez daha iktidar partisi yöneticilerine çağrıda bulunuyorum, bu inadı bırakın, zaten acıların en büyüğünü yaşamış olan İzmir depremzedelerine, algı yaratma peşinde koşarak daha fazla zarar vermeyin. 

Diğer bir konu emsal artışı meselesi. Bir süredir AKP’li bir milletvekili belediyelerin emsal artışına karar verebileceği gibi hem popülist hem de talihsiz açıklamalar yapmakta. Belediyelerin emsal artışına ilişkin alacağı kararlar, yargı yoluna gidildiği takdirde 3194 sayılı İmar Kanunu ve İmar yönetmeliği hükümlerine göre baştan iptale mahkumdur. Zira şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına göre yeterli yeşil alan, sosyal donatı alanı ayrılmadan bölgesel bir emsal artışı sağlanması hukuken mümkün değildir. 

Hem emsal artışından bahsediyorlar, hem de proje alanlarında 8 katı 5 kata indiriyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Az sonra değinicem.

İktidar partisi vekillerine ve yöneticilerine soruyorum. Eğer depremzedelerin sorunlarının çözülmesi konusunda samimi bir adım atmak istiyorlarsa, 1 Ekim’de meclis açılıyor, mecliste çoğunlukları var, İzmir Depremiyle ilgili belli koşullar ve sınırlar dahilinde bölgesel emsal artışına ilişkin getirsinler yasa tekliflerini biz de hem destekleyelim, hem de alkışlayalım.  

 8 KATI 5 KATA DÜŞÜRECEKSİN, SONRA EMSAL ARTIŞI İSTEYECEKSİN. BU SAMİMİYETSİZLİKTİR.

Şimdi depremzedelerin ciddi bir bölümünü ilgilendiren ve mağduriyetlerini kat be kat arttıran gerçek bir garabet / gerçek bir adaletsizlik ve hakkaniyetsizliğe değineceğim. 

Cumhurbaşkanının kararıyla 7 tane proje alanı ilan edildi. Bu proje alanlarında yıkılan 1819 tane bağımsız bölüm, tabiatıyla 1819 adet mülkiyet sahibi var. Bu alandaki yapılarla ilgili tüm yetki Çevre ve Şehircilik bakanlığında. Bu proje alanlarında depremden önce 7 yada 8 katlı olan binalar 5 kata indirildi. 

Hangi mantıkla, hangi gerekçeyle, hangi hukuki yada bilimsel mesnetle? 

Hepiniz biliyorsunuz o bölgede gökdelenler var, yüksek binalar var, en azından 7 yada 8 katlı çok sayıda bina var. 

Depremden önce 120 - 130 metrekare olan bağımsız bölümler, proje alanlarında kat yüksekliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kararıyla 5 katla sınırlandığı için 70 metrekareye düşürüldü. Gerekli zemin etüdü ve jeolojik etüd yapılarak bu binaların kat yükseklikleri korunamaz mı? Korunabilir. Aynı bölgede çok katlı bir sürü bina varken bu binaların 5 katla sınırlanması mağduriyet konusunda çarpan etkisi yapmıştır. Sen hem yasal düzenleme yapmadan, depremin üzerinden 10 ay geçmiş çıkıp emsal artışından bahsedeceksin, hem de kendi belirlediğin proje alanlarında hiçbir depremzedenin onayını almadan emsali düşüreceksin. Bir de proje alanının 50 metre ötesinde 40 katlı gökdelen imarı vereceksin. Bu samimiyetsizliği kamuoyunun ve depremzedelerin takdirine bırakıyorum.

DEPREMZEDELER ÜZERİNDEN RANT SAĞLANIYOR

Yine aynı konuyla bağlantılı, Proje alanındaki binalarda depremde hasar görmeyen yada az hasarlı, orta hasarlı binalar var. Sırf proje alanı içerisinde olduğu için onların da yıkılması gündeme geliyor ve yıkılıyor. Peki bunu anladık. Anlamadığımız şu; bu binalar yıkılıyor ama DASK, bu binalardaki bağımsız bölüm sahiplerine ödeme yapmıyor. Neden? Binalar depremde yıkılmadığı için. E kim yıktırıyor bu binaları? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. O zaman bu insanların evleri deprem sırasında yıkılsaydı DASK’tan yani deprem sigortasından alması gereken parayı, Bakanlığın karşılaması gerekiyor. Bu binaların ve bağımsız bölümlerin inşaatları başladı, yapım işi birilerine ihale edildi ama hangi koşullarda, hangi inşaat maliyeti ve müteahhitlik karıyla ihale edildiği belli değil. Bir taraftan proje alanındaki depremzedelere boş senetler imzalatıldı, kendi evinin yada ofisinin yeniden yapılması için önüne getirilen, dayatılan tüm koşulları kabul eden depremzedenin, metrekaresi küçültülmüş olan bağımsız bölümünün yapımı için kaç para ödeyeceği depremin üzerinden neredeyse 1 sene geçmiş olmasına karşın hala belli değil. 

Bakın iddia ediyoruz. Burada depremzedeler üzerinden birilerine rant sağlanıyor. 

Bayındırlık birim fiyatları belli mi belli. Müteaahitlik karı belli mi belli. Çıkarırsınız sözleşmeleri, maliyet hesaplarını, bu inşaatlar hangi koşullarda kimlere ihale edildi açıklarsınız, kaç kişiden teklif alındı açıklarsınız, biz de o zaman bu iddiamızı geri alırız. Sizden özür dileriz.  

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak böylesine hassas bir konuda hep yapıcı ve hak sahibi olan İzmirli vatandaşlarımızdan yana tavır koyduk. Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakinen takip ettiği ve İzmir programında kendilerini ziyaret ederek bir araya geldiği depremzede vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde elimizi taşın altına koymaya hazırız. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer’inde hem depremzede vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü hem de İzmir’in depreme hazırlanması konusunda aldığı inisiyatif ve samimiyeti herkesin malumudur.

Bu konuda, AKP iktidarını ve özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığını yaşanan sorunları gidermeye, haksız, hukuksuz ve adaletsiz uygulamalara bir son vermeye davet ediyoruz.

Bu bağlamda;

  1. 30 Ekim 2020 Depreminden etkilenen tüm binaların hak sahiplerinin, Binaların aldığı hasarların az, orta veya ağır olup olmadığına bakılmaksızın, Afet yasası kapsamında değerlendirilmesi ve 2 yıl ertelemeli 18 yıl geri ödemeli banka kredisi imkanından faydalanması sağlanmalıdır.
  2. Depremden en çok etkilenen bölge Bayraklı da sadece depremde hasar gören binaları kapsayacak ve depremzede vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetin önüne geçecek şekilde,bir defaya mahsus bir emsal artışı düzenlemesinin önünü açacak bir kanun düzenlemesi yapılmalıdır. Kanun düzenlemesinde, emsal artışı verilecek olan depremden etkilenmiş binaların, depreme dayanıklı olarak inşa edilmesine ilişkin düzenlemelerde yer almalıdır.
  3. Proje alanında yer alan ve yeni inşa edilen konutlarda hak sahibi olan depremzedelerin, konutların metrekaresinin düşürülmesi sebebiyle yaşadığı hak kaybına ilişkin acil düzenleme yapılmalıdır. Bu hak kaybının telafisi için önerilerimiz;
  • Ortalama %40 oranında küçülen konutlarda yaşaması mümkün olmayan Depremzedelerin,Bayraklı rezerv alanda inşa edilen konutlardan, hak sahibi yapılarak konut edinmesine fırsat tanınmalıdır.
  • Depremin olduğu tarihteki emsal fiyatlar temel alınarak, hak sahibinin kaybettiği metrekare başına devlet tarafından depremzedelere ödeme yapılmalı yada bu tutardaki meblağ, depremzedelerin bankadan çekecekleri krediye mahsup edilmelidir.
  1. Proje alanında yer alan konutlar neredeyse tamamlama aşamasına gelmişken, kimin hangi konutta oturacağının nasıl belirleneceği, konutların tesliminde hangi kriterlerin olacağı, Proje alanında hak sahiplerinin m2 alanı küçülmüşken projede ortaya çıkan fazla konut ve iş yerlerinin akıbetinin ne olacağı derhal kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Böylesine hassas bir konuda kafalarda oluşan soru işaretlerinin giderilmesi şarttır.
  2. Bakanlık tarafından yıkılarak proje alanlarına re’sen dahil edilen Hasarsız, az hasarlı, orta hasarlı bina hak sahipleri, hasar durumlarından dolayı Afet yasası kapsamına alınmamış Kentsel dönüşüm kapsamında değerlendirildikleri için bir kez daha mağdur edilmiş ve hem kredi ödemelerinde hem de DASK tarafından yapılan ödemelerde depremden yıkılmadığı gerekçe gösterilerek bir kısmına ödeme yapılmamış bir kısmına ise 150 TL ile 13.000 TL arasında değişen komik ödemeler yapılmıştır. Bu adaletsizliğin de ivedi bir şekilde giderilmesi gerekmektedir.
  3. Hem 7 Bölgeden oluşan Proje alanlarında hem derezerv alanı inşaatlarında, hak sahiplerine çıkarılacak maliyetler derhal açıklanmalıdır. Her hak sahibi kendisine verilecek konut karşılığında ne kadar ödeyeceğini,ne kadar kredi çekmesi gerektiğini bilme hakkına sahiptir. İhalesi yapılmış, şartnamesi belirlenmiş bir işin maliyeti hakkında hak sahibi Depremzedenin ödeyeceği tutarı hala bilmiyor olması, bu insanlarımızı günlük yaşamlarını sürdüremez hale getirmiştir. Depremden mağdur olmuş vatandaşını belirsizliğe sürüklemek ve boş senetlere imza attırarak vatandaşını borçlandırmak Devletin bir yöntemi olmamalı ve maliyetler hakkında hak sahiplerine ivedilikle bilgi verilmelidir.

 

Yukarıda yaptığımız çağrıların hepsi İzmir halkının çağrısı niteliğindedir. Bu mesele sadece depremde konutları hasar alan depremzede vatandaşlarımızın değil, onların acısını ve duygularını paylaşan tüm İzmirlilerin meselesidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak konuya bu kadar duyarlı ve siyaset üstü bakmamızın sebebi de budur. Başta AKP iktidarı temsilcileri olmak üzere, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ’den, tüm çağrılarımıza bir yanıt bekliyor, sorunun çözümü için belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz ve tüm örgütümüzle her türlü yardıma ve işbirliğine hazır olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.

Devlet zor anında vatandaşının yanında olmak zorundadır. Bu, devletin asli görevidir. Kendi vatandaşına, hem de depremzedeye, kapalı kapılar ardında alınan kararlarla, dayatma yapan bir siyasi iktidar devleti yönetemez.

 

CHPnet

SİTELERİ